Mar 272015
 

FELSEFEYE GİRİŞ

 

FELSEFENİN ANLAMI:

–Yunanca seviyorum ‘’phileo’’ ve bilgi, bilgelik  anlamına gelen ‘’sophia” sözcüklerinden türeyen felsefe “bilgi sevgisi” veya “bilgelik sevgisi”  yada “hikmet arayışı” anlamındadır.

–Felsefe sözcüğünü ilkez kullanan pythagoras dır.

–Felsefe, soru sorma, sorgulama yapabilme, akıl  yürütme yeteneğine dayalı düşünmedir.

–Felsefe, hayatı ve anlamını sorgulamadır.

–Felsefe, dünyaya yönelen meraktır.

–Felsefe, evreni ve insanı açıklama çabasıdır.

–Felsefe, insan merak ve hayretinden kaynaklanır.

–Felsefede önemli olan felsefi sonuçlardan çok bu sonuçlara varma biçimidir.

–felsefede cevaptan çok soru önemlidir. Onu dinamik ve etkin  kılan sorulardır.

–Filozof, bilgiyi arayan kişidir.

 

–felsefe bir bilim değildir.

Bilim:                                                .     felsefe                                        .

Değişmez Yasalara  ulaşmaya çalışır–Felsefe yasalara ulaşmaya çalışmaz

Nesneldir. ———————————-Felsefe nesnel değildir.

Kesindir, ———————————–felsefe kesin değildir.

Olgusaldır. ———————————Felsefe olgusal değildir.

Kendine özgü inceleme alanı vardır— felsefenin inceleme alanı tüm evrendir.

Metodolojik yöntemi vardır.————-felsefenin metodolojik yöntemi yoktur.

 

 

FELSEFENİN KONULARI – ALANI

1.Bilgi felsefesi(epistemoloji) 2.Varlık felsefesi(ontoloji) 3.Ahlak felsefesi(etik)

4.Sanat felsefesi(estetik) 5.Din felsefesi 6.Siyaset felsefesi 7.Bilim felsefesi

 

FELSEFENİN ÇEŞİTLİ ALANLARLA İLİŞKİSİ

(1)Felsefe-Bilim İlişkisi

Her iki bilgi türü de varlığı anlamaya yönelir. Felsefe sorularıyla bilime yol gösterir, bilim ise sorulara yanıt buldukça felsefenin yeni sorular sormasına neden olur.

Her ikisi de insanı ve varlığı bilinçli ve sistemli olarak araştırı.

Her ikisi de eleştirel ve kuşkucu bir bakış açısıyla konularını ele alır.

Her ikisi de akılcılığa dayanır.

Farklılıkları ise   -Bilimlerde ilerleme vardır ve ortaya atılan bir iddia ya çürütülür ya da ispatlanır. Felsefede ortaya atılan bir soru kalıcıdır ve hiçbir zaman kesin bir yanıta ulaşılamaz

-Bilim deneysel yöntemi kullanarak doğa yasaları bulmaya çalışır;oysa felsefe akıl yürütme yoluyla varlığı anlamaya çalışır.

-Bilimler parçadan yola çıkarak varlığı açıklamaya yönelirler; felsefe tümel bir bilgidir,varlığı bir bütün halinde ele alır

(2)Felsefe-Din İlişkisi

Her ikisi de varlığı ve yaşamı bütünsellik içinde ele almaya çalışır. Her ikisi de varlığın ilk nedenlerine yönelirler.

Dinsel bilgiler varlığın bilgisini inanca dayalı olarak edinmeye çalışır.Kaynağı ise ilahidir.

Dinsel bilgilere vahiy yoluyla ulaşılmıştır ve buz yüzden de akıl ve mantıkla sorgulanamazlar. Eleştiriye kapalı ve dogmatiktirler. Oysa felsefe bilgisi mantıksal analizler ve akıl yürütmeler yoluyla bilgiye ulaşır ve dogmatik değildir.Bilgide otorite kabul etmez ve eleştirel sorgulayıcı bilgilerdir. Felsefe dini problem edinerek inceler ve buradan Din Felsefesi ortaya çıkmıştır.

(3)Felsefe-Sanat İlişkisi

Felsefe ve sanatın amaç ve yönelişleri bakımından benzerlikleri vardır. Her ikisi de evreni,doğayı,insanı anlamaya çalışır. Her ikisinde de yaratıcılık ön plandadır.Her ikisinde de zorunlu olarak uyulması gereken bir yöntem bulunmamaktadır.

Farklılıkları ise Sanatsal bilgi sezgi ve yaratıcı hayal gücüyle elde edilen bir bilgi türü iken felsefe akıl yürütme yoluyla elde edilir. Filozofun amacı doğru bilgiye ulaşmakken sanatçının amacı güzele ulaşmaktır. Alışverişleri ise felsefe sanatı ve güzeli kendisine problem edinerek Sanat Felsefi alanını doğurmuştur.Bununla birlikte her sanat dalının da dayandığı bir felsefi anlayış bulunmaktadır.

 

FELSEFENİN GEREĞİ

1-İnsanın dünyaya bakış açısını değiştirir olaylara eleştirici ve sorgulayıcı yaklaşmamızı sağlar.2-Hoşgörü kazandırır ve insanı olgunlaştırır.3-.İnsanın çevresinde olup bitenleri körü körüne kabullenmeyip her şeye eleştirel ve sorgulayıcı yaklaşmasını ve böylece kendi akıl ve düşünce gücüyle olayları anlamasını sağlar.4-Kişiye kendi görüşlerinden başka görüşlerin de olabileceğini, başkalarının da doğru düşünebileceğini gösterir.5-Bilgi toplumu haline gelmemizde, bilginin üretilmesinde katkıda bulunur.6- Felsefe; evrende düşünen, anlamaya çalışan, sorgulayan, eleştiren, yorumlayan bir varlık olmamızın ayrıcalıklı onurunu hissettirir.

FELSEFENİN NİTELİKLERİ

1.Sorular cevaplardan daha önemlidir.

2.Refleksif bir düşüncedir. (sorgulamanın kendisini de sorgulama)

3.Eleştirici ve sorgulayıcı bir düşüncedir

4.Akla dayanan düşüncedir

5.Temellendirmeye dayalı düşüncedir

6.Çözümleyici ve kurucu düşüncedir

7.Özneldir.

8.Evrenseldir

 

METAFİZİK

Doğa üstü konuları ele alan bunları akıl yoluyla açıklamaya çalışan evren ve insanla ilgili çürütülmesi ve ispatlanması mümkün olmayan yorumlar getiren felsefe alanı metafiziktir.Metafizik kavramı Aristo’nun yazılarını düzenleyen öğrencilerince kullanılmış, Aristo’nun fizikle ilgili yazılarından sonra yazılanların Metetafizika (fizikten sonra gelen) olarak adlandırılmasıyla doğmuştur. Metafiziğin konusu Aristo tarafından varlığın ilk nedenlerinin araştırılması olarak belirlenmiştir.Metafizik tarihsel gelişim sürecinde varlığa, bilgiye, insana;Tanrı ve ruh gibi doğa üstü kavramlarla yaklaşmış duyu organlarının kavradığı nesnel gerçekliği dışlamıştır.

Metafiziğin temel problemleri 3 tanedir: varlık ile ilgili problemler(ontolojik), evrenin yapısı ve oluşumu ile ilgili problemler(kozmolojik), tanrı ve ruh ile ilgili problemler.

 

 

Metafiziğin Tartıştığı Başlıca Sorunlar:

1-Varlıkla ilgili (ontolojik) sorunlar;

“Gerçekte var olan nedir?”sorusu metafiziğin yüzyıllardır tartıştığı temel sorunlardan biridir.Bu soruya verilen cevaplar iki akımın doğmasına sebep olmuştur.

a-Materyalizm:Gerçekte var olan maddedir.Düşünce ve ruh maddenin ürünüdür.

b-İdealizm:Gerçekte var olan düşünce ve ruhtur.Madde düşünce ve ruhun ürünüdür.

2-Evrenle ilgili (kozmolojik)sorunlar:Metafizik evrenin nasıl oluştuğunu tartışır.Evrenin oluşumu ile ilgili sorunların tartışılmasından üç ana akım doğmuştur.

a-Teleoloji(Erekbilim):Evren bir ereğe (amaca)göre oluşmuştur.Genelde Tanrının evreni bilinçli ve planlı bir biçimde yarattığını savunan görüştür.

b-Mekanizm:Evrende her şey nedensellik ilkesine göre oluşmuştur.

c-Teoloji:evrende olup biten her şeyi Tanrıya bağlayan görüştür.

3-Ruhun varlığı ile ilgili sorunlar: Metafizik “Ruh var mıdır?” ,”Varsa Niteliği nedir?,Ruh bedenle nasıl ilişkiye geçer?”,”Ruhun ölümsüzlüğü nasıl açıklanır?”gibi sorulara cevap arar.

 

 

BİLGİ FELSEFESİ (EPİSTEMOLOJİ)

*Bilginin; kaynağı, yapısı, imkanı, sınırları, ilkeleri ve çeşitli bilgi alanları hakkında açıklamalar yapan, kısaca bilgiyi  sorgulayan eleştiren çözümleyen felsefe dalıdır.

 

Bilgi Kuramının Temel Kavramları:

–Bilgi:  özne ile arasında kurulan ilişkinin ürünüdür.

–Doğruluk: Bir önerme, inanç, düşünce yada kanaatin bazı temellere yada ölçülere bağlı olarak sahip olduğu doğru olma özelliği. Gerçeklikle uyuşması. Düşünce ile nesne arasındaki uyumdur.

–Gerçeklik:  En genel anlamı içinde dış dünyada nesnel bir var oluşa sahip olan varlık. Varolanların tümü. Bilen insan zihninden bağımsız olarak var olan her şey.

–Temellendirme: Bir sav için dayanak, gerekçe, temel bulma işidir. Savın önceki bilgilerle desteklenmesidir. Temellendirme belirli bir iddianın ya da belirli bir kavramın kendisinden daha açık başka iddialar veya kavramlarla desteklenmesi işidir. Bilimlerdeki deney ve gözlem yoluyla ispatlamanın yerine felsefede temellendirme kullanılmaktadır.

 

–Tutarlılık: Düşüncelerin ortak bir ilkeyle birbirine bağlanmış olması durumudur.bir bütünün parçaları arasında uyumun bulunmasıdır.

 

1.BİLGİNİN TANIMI

BİLGİ, suje (insan) ile obje (nesne) arasındaki karşılıklı ilişkiden çıkan bir sonuçtur. Sujenin objeye ilişkin yargısıdır. Yaptığı açıklamasıdır.

bilgi aktları(bağları): İnsan zihninde bilginin oluşmasını sağlayan, suje ile obje arasındaki ilişkiyi kuran bağlara Bilgi Aktları denir. Algılama, düşünme, anlama, açıklama, analiz, sentez çıkarsama

 

2.BİLGİ TÜRLERİ

I.GÜNDELİK BİLGİ:

*kişilerin gündelik yaşamlarında çoğu kez rastlantısal olarak neden-sonuç ilişkisine dayalı deneyimlerle elde edilen bilgi türüdür.

*Belirli bir yöntemle elde edilmiş bilgiler değildir.

*Sistemli ve tutarlı bilgiler değildir.

*Genel geçerliliğe sahip evrensel bilgiler değildir.

*Her türlü gündelik yaşam bilgisi,deneyim ve tecrübeye bağlı bilgiler,batıl inançların bilgisi  bu tür bilgilerden oluşur.

II.DİNSEL BİLGİ:

*Obje ile subje arasındaki anlam bağı iman-inanca dayanan bilgi türüdür.

-Mutlak ve kesin olma iddiasındaki bilgilerdir.-Dogmatik ve değişmez bilgilerdir.-Vahiy yöntemiyle elde edilmiş bilgilerdir.-Her türlü dinsel inanç ve ritüele ait bilgi bu türden bir bilgidir.

III.TEKNİK BİLGİ:

*bilimsel ve emprik bilginin pratiğe dönüşmesi ile ortaya çıkan bilgi türüdür.

*Yarar amacı gözetilerek elde edilen bilgilerdir.-Kesin bilgilerden meydana gelirler-Evrensel bilgilerdir.-Belirli bir metotla üretilmiştir.-Değişen ve gelişen bilgilerdir.-Gündelik yaşantıda ürettiğimiz her türlü araç ve gereç ile bunları kullanma bilgisi teknik bilgidir.

IV.SANATSAL BİLGİ:

*sanatçının dünya ile kurduğu özel ilişkiden çıkan bilgidir.

*Belirli bir yönteme bağlı olarak üretilmezler,yaratıcı bireyin bireysel etkinliğidir.-Sistemli bir bilgi türü değildir.-Özneldir. Kişinin duyuş ve düşünüş biçimine göre değişir.-Tüm güzel sanatlarda kullanılan bilgiler sanatsal bilgilerdir.

V.BİLİMSEL BİLGİ:

*akla gözlem ve deneye dayanan bilgi türüdür.

1.Olgusaldır. 2.Evrensel ve genel geçerdir.3.Nesnel bilgilerdir. 4.kesindir- 5.Yığılarak ilerler birikimseldirler (kümülatiftir) 6.Sistemlidir  7.tutarlıdır ve geçerlidir 8.tekrarlanabilirdir -9.Belirli bir yöntem (Bilimsel Yöntem) kullanılarak üretilmiştir. 10.Yüksek bir doğruluk değerine sahip bilgilerdir.

Bilimler 3 e ayrılır.

–Formel bilimler: objesi nesnel olmayan düşüncede üretilen soyut kavramlar olan mantık ve matematik bilimleridir.

–Doğa bilimleri:konusu doğa ve doğa olayları olan bilimlerdir. Fizik-kimya-astronomi-biyoloji-jeoloji gibi

–İnsan bilimleri: konusu insan ve toplum olan bilimlerdir. Sosyoloji-psikoloji-antropoloji-tarih-coğrafya gibi…

VI.FELSEFİ BİLGİ:

*Kişi evrenin bilgisini salt akıl yürütme yoluyla elde etmeye çalışır.

1.Her türlü bilgiyi sorgulayan bir bilgi türüdür.

2.Öznel bilgilerdir. Yaratıcısı filozofun hayal gücüne bağlıdırlar.Bir filozofun elde ettiği bilgi diğer bir filozof tarafından kabul görmeyebilir.

3.Birleştirici, bütünleştiricidir. Evreni parçalara bölmeden bir bütün halinde kavrayan tümel bilgilerdir.

4.Kendini yeniler. Olmuş bitmişlik ve kesinlik yoktur.Evren sürekli bir değişme halinde olduğundan felsefi bilgiler de sürekli yinelenmekte ve böylelikle hiçbir zaman tam ve kesin bilgiye ulaşılamamaktadır.

5.Elde ettiği bilgiler kanıtlanamaz; ancak temellendirilebilir.

6.Kümülatiftir.

 

Bilginin doğruluk ölçütleri: 1.Uygunluk, 2.Tutarlılık 3.Tümel Uzlaşım  4.Apaçıklık 5.Yarar

 

Bilginin İmkanı Problemi:

  1. Septisizm(Şüphecilik): Doğru bilginin mümkün olmadığını yada elde edilen bilginin doğru olup olmadığından kuşku duyulması gerektiğini savunan yaklaşımlara verilen genel addır.
  2. Dogmatizm: Doğru bilginin elde edilmesini mümkün gören bütün yaklaşımların genel adıdır.

 

DOĞRU BİLGİNİN İMKANSIZLIĞINI SAVUNANLAR:

*SOFİSTLER: Sofistler, herkesin üzerinde birleşebileceği bir bilginin olamayacağını savunurlar. ”Gezgin öğretmenler” olarak da bilinen sofistlere göre hakikatler ve değerler toplumlara ve hatta insanlara göre değişebilir.Çünkü bilgi olarak yalnızca duyu algılarından oluşmuş zan(sanı)lar vardır. Bunlar da insandan insana değişir.Dolayısıyla herkesin kabul edebileceği genel-geçer bilgi olamaz.

Sofistler bilgi konusunda görelik kuşkucu ve yararcıdırlar. Sofistler şüpheci filozoflardır.Başlıca temsilcileri şunlardır:

–Protogoras: Protogoras’a göre insan her şeyin ölçüsüdür.Bu her şey insana göre değişir demektir.

Not: Böyle kişiden kişiye değişen bilgilere göreli bilgi, bilginin kişiden kişiye değiştiğini savunan düşüncelere de görecelik denir (Rölativizm).

–Gorgias:  Gorgias’a göre hiçbir şey yoktur, olsaydı da bilemezdik, bilseydik de başkalarına iletemezdik. Sözleriyle aşrı bir kuşkucu olduğunu göstermektedir.

*SEPTİKLER :Duyularımız bizi yanıltır,gerçeği bilmek mümkün değildir,yapılacak şey yargıdan kaçınmaktır.Septisizm Sofizm’in sistemleştirilmiş şeklidir. Septisizm akımının önde gelen isimleri Pyrron,Timon,Arkesilaos ve Karneadestir. Septisizm, insan zihninin kesin bilgiye ulaşamayacağını,gerçeğin özünü bilemeyeceğini bu bakımdan herhangi bir konuda (ana varlık,ruh,Tanrı gibi konularda) olumlu ya da olumsuz yargıda bulunmanın yersiz olduğunu ileri süren bir öğretidir. Septikler gerçeği bütünüyle inkar etmez, sadece kesin yargıdan kaçınırlar. Septiklerin şüphesi Descartes’in şüphesinden farklıdır. Septiklerde şüphe amaç, Descartes’te araçtır.Descartes şüpheyi bir yöntem olarak kullanmıştır.

Pyrrhon ve Timon’un öğretisi üç noktada toplanır.

  1. Nesnelerin gerçek yapısı kavranamaz.
  2. Nesnelere karşı tutumumuz yargıdan kaçınmak olmalıdır.
  3. Ancak bu tutumla ruhsal dinginliğe (huzura) ulaşılır.

Şüphecilik Türleri

*Tavır olarak şüphecilik: filozoflar bütün düşüncelere şüpheci yaklaşır.

*Bir yöntem olarak şüphecilik : doğrulara ulaşmak üzere araç olarak kullanılır. Descartes

*Deney dışı bilgiye ait şüphecilik: deney dışı bilgiden duyulan şüphe

*Aşırı şüphecilik: doğruluğun olmadığı savunan şüphecilik. Sofistler.

 

Şüpheciliğe Yol Açan Genel İlkeler

*günlük deneyimler ve duyumlar – (duyuların kaynaklığı)

*bilimsel bilginin tarihsel değişimi–(kopernikus devrimi, paradigma)

*toplumsal veya bireysel görelik – (topluma göre değişme)

*var olanın değişimi – (her şey değişme halindedir)

*aklın bilgi için farklı yöntemler kullanması- (yöntemlerin farklılığı)

 

 

DOĞRU BİLGİNİN İMKANINI SAVUNANLAR:

1–Rasyonalizm (Akılcılık): Bunlara göre genel geçer bilginin kaynağı ve ölçütü akıldır. İnsan bilinci düşünmemin temel ilkelerine doğuştan sahiptir. (Bilgilerin doğuştan geldiğini kabul ederler.) Duyu organlarımızın verdiği bilgiye güvenilmez. Çünkü bu bilgiler kişiye, koşullara ve duruma göre farklılık gösterir.böyle değişken olan bir bilgide sarsılmaz ve evrensel olamaz. Oysa akıl bilgisi sarsılmaz bilgidir. Duyu bilgisinin karşısına “akıl bilgisini” koyarlar.Yöntem olarak tümdengelimi kullanırlar. Genel-geçer akıl bilgilerinden hareketle tekil konuların bilgileri türetilir.İdeal bilim olarak matematik ve mantığı görürler.

-temsilcileri Sokrates, Platon, Aristotales, Farabi, Descartes, Hegel.

2–Empirizm (Deneycilik): Bunlara göre doğru bilginin kaynağı ve ölçütü deneydir. Tecrübe ve yaşantı buna dahildir. Akla dayalı bilgilere değil duyulara dayalı bilgilere güvenirler. Günlük yaşantılarımız deneyimlerimiz sonucunda elde ettiğimiz bilgi doğru bilgidir. Doğuştan bilgilerin olmadığını, bilginin sonradan  deneyimlerimizle kazanıldığını savunurlar. Yöntem olarak tümevarımı öngörürler. İdeal bilim deney olanağının en çok olduğu fiziktir

Temsilcileri: J. Locke, D. Hume, Berkeley, Condillac.

  1. Locke’ye göre insan zihni doğuştan boş bir levhadır. Duyu ve deney verileri bu levhayı doldurur. D. Hume’ye göre ise bilginin temelinde izlenimler vardır. İzlenimler ise duyu organlarıyla elde edilir.

3–Kritisizm (Eleştiricilik):  Rasyonalizm ve Empirizmi eleştirip yeni bir sistem geliştiren 18. yy. alman filozofu Kant olmuştur. “Her türlü bilgi deneyle başlar, ancak deneyden çıkmaz.” Bunun içinde bilginin öğelerinin ortaya konması, özneden gelen öğelerle nesneden gelen öğelerin belirlenmesi gerekir. Kant’a göre bilginin bütün malzemesi duyulardan algılardan deneyden gelir. Ancak bu malzemenin bilgi haline gelebilmesi için belli bir işlemden geçmesi gerekir. Bilen özne (insan, akıl ile) bu malzemeyi alır, işler ve bilgi halinde ortaya koyar.

4–Pozitivizm (Olguculuk): Pozitivizmin en ünlü temsilcisi Aguste Comte’tur. Buna göre bilginin konusu olgudan ibarettir. Olgular ise gözlem, deney ve ölçüm alanına giren her şeydir. Comte’a göre duyuların sağladığı gerçekleri bilmek bunların doğru bilgisini edinmek mümkündür. Bu bilgi olayların özünü ve gerçek nedenlerini değil, olayların yasalarını bu yasaların bilgisini verir.

–pozitif yöntem, yasalar bulmak için gözlem, karşılaştırmalar, deney ve uslama yapan yöntemdir. pozitivizme göre bilim gözlenebilen ve denenebilen olay ve olguları incelemelidir.  Pozitivizmin başlıca tezi bilimsel bilgi tek geçerli bilgi çeşidi ve sadece olguların doğru bilginin nesnesi olduğudur. pozitivizm bilgiyi bilimsel bilgiye ve bilgi nesnesini olgulara indirdiği için bunu dışında kalan töz, ruh, geist, tanrı, öz vb. metafizik öğeleri reddeder. Bilimin haricinde hiçbir bilginin olmadığını ileri sürer. Olguların arkasında veya ötesinde bir bilgi nesnesi ve bu nesnenin bir bilgisi yoktur. Gerçek bilgi bilimsel bilgidir.

5–Entüisyonizm (Sezgicilik):  Sezgiyi bilginin özelliklede felsefe bilgisinin temeli olarak gören görüşlere sezgicilik adı verilir. Sezgici görüşün temsilcileri, sezginin nesnesini doğrudan doğruya araçsız kavrayan bir bilme yetisi olduğunu düşünürler.

-Felsefi anlamda sezgi, bir tür açılma, doğrudan doğruya keşfedilme ve dolaysız, aracısız birden bire kavranılma anlamında kullanılmaktadır. Bergson’da, kendi bilincine varmış içgüdüler sezgi olarak değerlendirilir ve bu kavram felsefenin merkezine oturtulur

Entüisyonizm’in temsilcilerinden H. Bergson’a göre hayat süreden ibarettir. Aralıksız bir oluştur, parçalanmayacak bir bütündür. Zeka bu hayatın bilgisini veremez. Süre olan hayatın bilgisini sezgiyle kavrayabiliriz demektedir.

Gazali ise bu sezgi gücünü “kalp gözü” olarak ifade eder.

6–Pragmatizm ( Faydacılık ): Pragmatizm, hem bilginin alanı sınırları hem de ölçütü hakkında faydacı bir görüş içerir. Faydacılığa göre bir önermenin doğru olduğunun biricik göstergesi onun işe yaramasıdır.  bilgiler, karşılaştığımız problemleri çözmek için kullandığımız araçlardır. bilgilerimizin doğru olup olmadığını pratikte işe yarayıp yaramaması belirler. Yani bilginin ölçütü faydasıdır. faydacılık doğruyu karşılaştığımız problemleri çözmemizde bir araç olarak tanımlar. Doğru hareket en güzel faydayı verendir. Bilgi bize faydalıysa ve bizi mutlu kılıyorsa doğrudur. Bize faydası olmayan bizi mutlu kılmayan bilgi yanlıştır.

-önemli temsilcisi Jermy Bentham,   J. Dewey ve w. James dır.

7–Fenomenoloji (Görüngü bilim):   Fenomonolojinin kurucusu olan E. Husserl’e göre duyusal, deneysel olarak verilmiş olan her tek nesnenin bir özü bulunduğunu, bu özün ise yalnızca bilinçle, bir çeşit görüyle kavranabileceğini ileri sürer. Fenomonolojinin temel ilkesi bu özlere gitmek, bu özlerin bilgisini elde edebilmektir

–her nesnenin bizim ona verdiğimiz anlamın ve yakıştırdığımız özelliklerin dışında, kendine özgü ve kendinde olan, her zamanda geçerli ve değişmez bir yapısı vardır. Nesne, insanların değil, insanların dışında öncesiz ve sonrasız bir nesneler dünyasının varlığıdır. Fiziğin ürünü olmadığı gibi metafiziğin de ürünü değildir, kendi mutlak yapısı içindedir.  Fenomenoloji özlerin araştırılmasıdır.

fenomenolojinin ele aldığı konu , algısal ve deneysel nesneler dünyası değildir, tersine nesnelerin özüdür. örnekle; “önümde duran masayı ben duyularımla kavrıyorum. bu deneysel bir kavramadır. ama masayı bütün duyu verilerinden soyutlarsam, geriye yalnız masa ideası  kalır ki , bu masayı masa yapan düşünsel özdür. ” . başka bir deyişle, ” masayı bana bildiren duyusal niteliklerinden, renginden, sertliğinden, mekanda yer kaplamasından soyutlarsam, geriye kalan edmund husserlin fenomen dediği özdür. fenomenoloji bu özleri araştırır.

8—Analitik felsefe (çözümleyici felsefe): dili incelemiş, sınıflamış ve çözümlemeye çalışmışlardır. Neo-pozitivizm ya da mantıkçı pozitivizm olarak da bilinen bu anlayışa göre felsefenin asıl uğraş alanı dildir. Felsefenin görevi dildeki kavramları çözümlemektir. Bu felsefe anlayışına göre bilime dayanan bilgi doğru bilgidir. Bir bilginin doğru olup olmadığını anlamak için de bilginin analizi gerekir. Bu da dil analizidir. felsefe sorunlarını ana nedeni  değişik anlamları olan sözcüklerin bir birine karıştırılmasıdır. Yapılması gereken tek anlamlı sözcüklerden oluşan yapay bir dil sistemini kurmaktır.

temsilcileri; Ludwig Witgenstein, Rudolf Carnap, Hans Reichenbach

 Posted by at 13:14
Mar 262015
 

Varlik Felsefesi (Ontoloji) :

 

  • Varlik Felsefesinin Konusu : Varlik felsefesi açisindan var olanlar iki biçimde ele alinir.

 

Gerçekte var olan : Gerçekte var olan belirli bir zaman ve mekanda var olandir. Gerçekten var olanlar duyu organlari ile kavranir.

 

Zihinde (ideal) var olan : Ideal var olan ise, insanlarin zihinlerinde olusturduklari kavramlardir ve duyu organlari ile kavranamazlar.

 

  • Bilim ve Felsefe Açisindan Varlik : Bilim ve felsefenin varliga bakis açilari su noktalarda farklilasir:

 

  • Bilime göre varlik tartismasiz vardir. Bilim, varligin var oldugunu ön kabul olarak benimser ve var kabul ettigi varlikla ilgili neden-sonuç iliskileri kurar. Felsefe varligin varolup olmadigini da tartisir. Olaylar arasinda neden-sonuç iliskileri kurmak yerine nedenlerin nedenlerini de arastirir.

 

  • Bilimler konularina göre varligi parçalayarak ve kedilerine özgü yöntemlerle inceler.

 

Felsefe, varligi bütün halinde görür ve bütün halinde açiklamaya çalisir.

 

  • Metafizik ve Ontoloji : Varlikla ilgili sorunlarin tartisildigi metafizik alani ontolojidir. Ontoloji metafizigin varlikla ilgili alani olarak su sorulara yanit arar:

 

  • Varlik var midir?

 

  • Varligin ana maddesi nedir?

 

  • Evren nasil olusmustur?

 

  • Evrenin bir amaci var midir?

 

  • Varlikta özgürlük var midir?

 

  • Ruh nedir?

 

  • Ruh ölümsüz müdür?

 

  • Ölüm nedir?

 

Doga filozoflari Varligin ana maddesi (arkhe) nedir? Sorusuyla ilgilenmislerdir. Aristoteles varligin ilk nedenlerini arastirarak metafizigin ilkelerini belirlemistir. Wolf ontolojiyi, Tanri’nin ruhun ve dünyanin varligini kanitlamak isteyen bir alan olarak belirledi. Kant’a göre metafizik bilginin temellerini arastirmali ve bilginin deneyden gelmeyen ögelerini saptamaliydi. Ancak, Fichte, Schelling, Hegel gibi düsünürler Kant’in gözden düsürdügü metafizigi tinsel (ruhsal) varlik anlayisi ile yeniden güncellestirdiler.

 

Günümüzde metafizik, fenomenoloji, yeni ontoloji ve varolusçuluk (existansiyalizm) felsefeleri ile varligini sürdürmektedir.

 

Fenomenoloji, Edmund Husserl ile varliklarin arka planlarinda bulunan ve kendi kendilerine var olan özleri dile getirir.

 

Yeni ontoloji, Nicolai Hartman ile varlik kategorileri olusturup ontolojiyi deneysel temellerle, bilimsel sonuçlarla bagdastirmaya çalisir.

 

Egzistansiyalizm, Heidegger ve Sartre ile varligin temeline doga bilimlerini koyanlara karsi çikarak varligi benin yaptigini söyler.

 

  • Varlikbilimsel (Ontolojik) Problemler :

 

  • Varligin Var Olup Olmadigi Problemi : Varligin var olup olmadigi ilk Çaglardan bu güne ontolojinin tartistigi temel problemdir. Bu probleme genelde iki bakis açisiyla yaklasilmistir :

 

  • Nihilizm (Hiççilik) : Nihilizme göre hiçbir varlik gerçekten var degildir ve varligi var olan olarak kabul eden görüslere karsi çikar. Ancak daha genel bakildiginda nihilizm hiçbir deger ve kural tanimayan bir görüstür ve toplumda düzeni saglayan tüm otoriteleri reddeder. Nihilizm bu biçimiyle siyasal anlamda anarsizme temel olusturur.

 

Nihilizmin Temsilcileri :

 

Gorgias : Ontoloji alaninda nihilizmin, ilk temsilcisi ilk çag sofist filozoflarindan Gorgias’tir. Gorgias “varlik var midir?” sorusuna “yoktur” yanitini verir. Gorgias’a göre; “Varlik yoktur, Olsa bile bilinemez. Bilinse bile baskasina aktarilamaz.”

 

W.F. Nietzsche : Nietzsche, toplumsal deger ve normlari tümüyle inkar ederek nihilizmin 19. yüzyildaki önemli temsilcisidir.

 

Taoizm : Nihilizmin bir baska biçimi de Ilk Çagda Çin’de görülen taoizm’dir. Lao-Tse’nin kurdugu taoculuk, gerçegin tüm çesitliligine karsin “bir” (Tao) oldugunu ve bunun adinin, biçiminin, maddesinin, görüntüsünün olmadigini savunur. Aldatici olan dünya varliktan yoksundur.

 

  • Realizm (Gerçekçilik) : Varlik vardir anlayisi realizmdir. Realizm varligin insan bilincinin disinda, insan bilincinden bagimsiz olarak var oldugunu savunur. Realizmle ilgili bir baska tartisma konusu da varligin ne oldugu problemidir.

  VARLIK VARDIR

  • Varligin Ne Oldugu Problemi : Varligi var olarak kabul eden realizmin temsilcileri varligin ne oldugu konusunda farkli düsünceleri paylasirlar. Bu farkli düsünceler baslica bes baslik altinda toplanabilir.

 

  • Varlik Olustur : Bu görüsün ilk temsilcisi, Ilk Çag doga filozoflarindan Herakletios’tur. Herakleitos’a göre evrenin ana maddesi (arkhe) atestir ve her sey atese dönüsecektir. Bu süreçte evrende her sey degisir. Degisimin temeli karsitlarin çatismasindan dogan uzlasma olustur. “Degismeyen tek sey varsa o da degismenin kendisidir.” Herakletios, degismenin düzenine logos (akil) adini verir. Bu görüs çagimizda E. Mach, H. Bergson ve N. Whitehead tarafindan temsil edilir.

 

  1. Mach nesnenin ve “ben” in sürekli bir olus sürecinde degistigini savunur. H. Bergson ise, evrendeki olus ve degismenin mekanik bir süreçte degil, yaratici bir süreçte “yasam atilimi” ile gerçeklestigini söyler. Whitehead’e göre evren, her seyin birbirine bagli oldugu sürekli bir olus içindedir. Bu olus, evrendeki birbirine karsit iki gücün olusturdugu yaraticiligin ve sürekliligin etkinlikleri ile gerçeklesir. Dinamik bir süreçte gerçeklesen olus, Tanri’nin yaratma ile sagladigi olanaklar içinde gerçeklesir.

 

Varlik Ideadir (Idealizm) : Varligin idea (düsünce) türünden oldugunu ve her türlü gerçekligin düsünceden kaynaklandigini savunan görüs idealizmdir.

 

Platon : Platon, felsefe tarihinde idealizmin kurucusu olarak kabul edilir. Platon, bu dünyada yer alan ve maddi olan her seyin gerçekligini reddeder, asil gerçegin düsüncede kavranan idealar dünyasi oldugunu ileri sürer.

 

Aristoteles‘e göre de varligin asil unsuru “idea” dir. Ancak idealar varliklarin “öz” ünde (formunda) bulunur. “Idea” ve “madde” iç içedir. Nesneler dünyasi, idea ile form kazanmis varlik dünyasidir. Hegel’e göre varliktan önce idea vardi. Ideanin kendini disa vurmasi sonucu doga olustu. Böylece idea, gerçeklik kazandi, ancak özgürlügünü kaybetti. Özgürlügüne yeniden kavusmak için, idea yeniden ruhsal dünyaya döndü.

 

  • Varlik Maddedir (Materyalizm) : Materyalizm, idealizmin tam tersine düsünceyi (ideayi) maddenin bir sonucu olarak görür. Madde düsünceden bagimsiz olarak vardir ve bütün varliklar maddeden türemistir. Ilk Çag doga filozoflarindan Demokritos’a göre, evrenin ana maddesi maddi nitelikteki küçük atomlardir. Düsünce ve ruhsal olaylar atomlarin bos mekandaki hareketlerinin sonucudur. Epikuros da Demokritos gibi “atom” u evrenin ana maddesi kabul eder.

 

Yeni Çag materyalizminin öncülügünü Thomas Hobbes yapar. Hobbes, dünyadaki tüm olaylari mekanik hareketler çerçevesinde maddi hareketler olarak görür. La Mettrie’ye göre ruhsal faaliyetlerin kaynagi maddi bedendir. Insan ve hayvan arasinda mekanik faaliyetler açisindan özde bir fark yoktur. Insan da hayvan da birer makinedir. Insan, doga üstü bir varlik tarafindan yaratilmamistir.

 

  1. yüzyilda, Yeni Çagla baslayan mekanist materyalist felsefe Karl Marx’la yeni bir boyut kazanir ve diyalektik materyalizme dönüsür. K. Marx’in gelistirdigi diyalektik materyalizme göre düsüncelerin ve fikirlerin kaynagi maddedir. Doga düsünceden önce vardir ve var olmak için düsünceye gereksinimi yoktur. Marx, bu degismenin insanlar için de geçerli oldugunu söyler. Degismenin temelinde ise çelismeler vardir.

 

UYARI : Yüzyillardir çatisan iki felsefi akim olan idealizm ve materyalizmin çatismasi genelde uç örnekler disinda maddenin ve ideanin tümüyle reddi biçiminde yasanmamistir. Bu çatisma öncelikler ve kaynak sorunu çerçevesinde yasanmistir. Idealizm ideayi (düsünceyi) önce var sayar ve maddeyi onun bir ürünü olarak görür. Materyalizm ise önce maddeyi var sayar düsünceyi maddenin ürünü olarak görür.

 

  • Varlik Hem Ideadir Hem de Maddedir (Düalizm) : Düalizm (ikicilik) materyalizmle idealizm arasinda bir uzlasma çabasidir. Descartes’a göre varlik madde ve ruh olmak üzere iki cevherden olusur. Ruhun islevi düsünmek, maddenin islevi uzayda yer kaplamaktir. Evrendeki nesne dünyasindaki varliklar salt madde, Tanri ise salt ruhtur. Insanda madde ve ruh bir aradadir.

 

  • Varlik Fenomendir (Fenomenoloji) : Varligi görüngü (fenomen) olarak kabul eden görüs görüngübilim (fenomenoloji) dir. Fenomenolojinin kurucusu Edmund Husserl, fenomenlerin duyu verileri ile bilinemeyecegini fenomenlerin özünün öznede kavranabilecegini savunarak idealizme yakinlasan bir metafizik gelistirir.
 Posted by at 21:20
Mar 252015
 

                                                                                     BİLİM FELSEFESİ

-Bilimin mantıksal niteliğini anlamaya çalışan, süreç ve sonuç olarak bilimi açıklamaya çalışan, bilim üzerine yargılarda açıklamalarda buluna felsefe disiplinidir.

-bilim nesnelere ilişkin gözlem ve deneyle açıklama yapmaya çalışırken, felsefe kavramlara ilişkin açıklamalar yapmaya çalışır.

Bilim felsefesi, bilim üzerine açıklamalar yapan felsefe alt disiplini iken

Bilimsel felsefe, bilimsel düşünüş biçiminin felsefeye uygulanabileceğini iddia eden bir düşüncedir.

 

Bilime Farklı Yaklaşımlar

1-Ürün Olarak Bilim:

temsilcileri Hans Reichenbach, Rudolph Carnap Ve C.Gustav Hempel dir... bu yaklaşım; bilimi anlamak için,bilim diye ortaya konmuş eserleri(ürünleri) ele alır ve onları tarihsel gelişmeleri içinde anlamaya çalışır.bunun yolunu da bilim eserlerini mantık açısından çözümlemekte görür.böyle bir çözümleme bilimlerin dillerini incelemek ve yöntemlerini belirtmektir.. bilimle ilgili eserler,günlük dille yazılmış metinlerle oluştuklarından,çözümleme işlemini kolaylaştıracak bir tekniğe ihtiyaç vardır. bu da söz konusu metinleri sembolik mantık diline çevirmekle sağlanır. yani “doğru” ve “yanlış” değerleri ile çözümlenir. böylece incelenen metnin genel-geçerli olup olmadığı ortaya çıkarılabilir.. bu yapılırken metindeki önermelerin doğrulanabilirliği veya yanlışlanabilir olmasına bakmak yeterlidir. çünkü doğrulanabilir önerme,”anlamlı” önermedir. anlamlı önermeler bilimsel önermelerdir.

Reichenbach’a göre dedüktif(tümdengelimssel) önermelerde sonuç, öncüllerde saklıdır yani sonuç zorunludur. Fakat endüktif(tümevarımsal) önermelerde sonuç, öncülde saklı değildir yani sonuç zorunlu değildir.  İndüksiyon öndeyisel bilginin aracıdır.

carnap’a göre; bilimselliğin ölçütü doğrulamadır ve iki türlü doğrulama yapılabilir;

1-doğrudan doğrulama: doğrulama için kanıtlama gerekmeyen önermelerdir.

2-dolaylı doğrulama:doğrulama için kanıtlama gereken önermelerdir

carnap’a göre doğrulanamayan önermeler metafizik önermelerdir. Çünkü kanıtlanamazlar..

2-Etkinlik Olarak Bilim:

Temsilcileri Thomas Kuhn Ve Stephan Toulmin’ Dir bu yaklaşıma göre bilim bir süreçtir. bilim bir kültür ortamında oluştuğundan bilimi, anlamak için bilim adamları topluluğunun yaşayış biçimlerine, inançlarına, kültürlerine bakmak gerekir.  t.kuhn bilimi anlamaya yönelik çalışmasında  “paradigma” kavramını kullanır.

paradigma: belli bir bilimsel yaklaşımın,doğayı ya da toplumu sorgulamak ve onlarda bir ilişkiler bütünü bulmak için kullandığı açık ya da üstü kapalı tüm inançlar, kurallar,değerler,kavramsal ve deneysel araçlardır..paradigma aynı zamanda bilim adamları için dünyaya bakılan bir standartlar ve ölçüler yumağı olduğu gibi,gerçekliğin belirli kurallara göre algılanmasını kavranmasını ve genelleştirilmesini sağlayan bir şablondur.

Klasik görüş açısından bilim

1-bilim yeryüzündeki nesneleri araştırma etkinliğidir.2-bütün bilimler temelde birleştiklerinden birbirleriyle bağlantılıdır.3-bilim (yanlış bilgilerin ayıklandığı) birikimsel bir süreç izler.4-bilimin yardımıyla daha önce bilinenler kesinleştirilir,bilinmeyenler bilinir duruma getirilir.

Klasik görüşe göre bilimi niteleyen özellikler

1-bilim olgusaldır 2-bilim mantıksaldır 3-bilim genelleyicidir 4-bilim nesnel(objektiftir) 5- eleştiricidir.

Bilimsel yöntem

bilimsel yöntem olguları açıklama amacıyla izlenen sistemli bilgi edinme yoludur.

gözlem:  konu ile ilgili olgular gözlenir bilgiler toplanır.

hipotez (varsayım) : denenceler yani varsayımlar oluşturulur.

deney:denenceler, varsayımlar hipotezler denenir.

teori(kuram): doğrulanan ve kabul edilen hipotezler teori olur.

yasa:  birçok kez kanıtlanan ve yanlışlaşmayan teoriler yasalaşır.

 

Bilimsel açıklama-öndeyinin özellikleri

öndeyi olgular arası ilişkilerden ve ya bu ilişkileri ifade eden genellemelerden yararlanılarak henüz olmamış bir olguyu önceden kestirmedir..örn:newton fiziğindeki yasalardan yararlanılarak gelecekteki ay ve güneş tutulmalarını önceden bilmek gibi.

bir teori ve ya hipotezden çıkarılan her mantıksal sonuç bir öndeyidir.

Öndeyi hipotezden çıkarılan ve denenmemiş bilgidir.

Açıklma: bir olguyu izah etme oluş nedenini ortaya koyma işidir.

her açıklamada önceden bir öndeyinin olmasına karşılık; öndeyi niteliğindeki her çıkarımın bir açıklama sağlayacağı iddia edilemez.

Klasik görüşe yapılan eleştiriler

1-bilime gereğinden çok değer verilmiştir

2-klasik görüşün; bilinmeyen şeylerin nedenini bilimin gelişmemiş olmasına bağlamaları doğru değildir.çünkü evren sonsuz ve sınırsızdır ve bilmeye konu olacak olanların tümünü bilim açıklayamaz.

3-tüm bilimlerin bir tek bilime indirgenmesi mümkün değildir.

4-klasik görüşün sandığı gibi bilim; birikimsel bir süreç izlemez.bilim evrimsel değil devrimseldir..

5-bilimi oluşturan bilim adamları kültürlerinden bağımsız ele alınamaz.

6-gelecekte tüm sorunların çözüleceği bir ütopyadır.

 

Bilimin Değeri

 

  1. Pratik Değeri Hayatımızdaki faydalarını ifade eder. Rahatlık, konfor sağlama, acıları dindirme gibi. Bilimin pratik değeri daha çok teknolojiye bağlı ortaya çıkar. İnsan bu sayede doğal güçleri denetim altına almaya çalışır. Örnek olarak yıldırımlara karşı paratoner yapar. Bunun gibi, telefonun, uçağın icadı bilimin pratik değeriyle açıklanabilir.
  2. b. Entelektüel Değeri İnsanın bilme isteğini ve merakını tatmin eder. İnsanı kopyalama çalışmalarının temelinde bu merak yatmaktadır. Billim, bu merakın tatmininde aracı olmaktadır.
  3. c. Ahlaksal Değeri İnsanlara kazandırdığı birtakım karakter özellikleri ve alışkanlıklar bilimin ahlaki değerini ortaya koymaktadır. Nesnel olabilmeyi, sorgulayıcı tavrı kazanmayı sağlar. Bu sayede insan geleneksel kanıların ve bilgilerin gerçeklerle test edilmesi gerektiğini öğrenir. Bu kadar faydasının yanında, bilim, zararlı amaçlar için de kullanılabilir. Bu durumda insanın yaşamını kolaylaştırabilen bilim, yaşamı tehlikeye de sokabilmektedir. Örneğin atom bombası böyle bir tehlikeyi beraberinde getirmektedir. Ancak bu durumda zararlı sonuçlardan sorumlu olan bilim değil, onu üretenler ya da zararlı amaçlar için kullananlardır
Mar 242015
 

Siyaset Felsefesi

 

  • Siyaset Felsefesinin Temel Kavramlari :

 

Hukuk : Toplumda kisiler arasindaki ve kisilerle devlet arasindaki iliskileri düzenleyen yazili kurallar sistemidir.

 

Yasa : Bireylerin toplum içindeki eylem ve davranislarini düzenleyen yazili hukuk kurallaridir.

 

Bürokrasi : Yasalarin uygulamalarini üstlenen memurlarin idari isleyisidir.

 

Sivil Toplum : Devlet otoritesi ve kurumlari disinda kendi hak ve özgürlüklerini savunabilen örgütlenmelerdir.

 

  • Siyaset Felsefesinin Temel Sorulari :

 

  • Iktidar kaynagini nerden alir? Devleti olusturan ögeler, ülke, halk, iktidar ve egemenliktir. Iktidar, halk ve ülke üzerinde siyasi gücü kullanma yetkisini elinde bulunduran güçtür. Ancak, iktidarin kaynaginda farkli otoriteler bulunabilir .

 

Teokratik otorite : Devleti yönetenler yönetme gücünü tanridan, dinden ve kutsal kitaptan alirlar. Daha çok kralliklarda görülür, kral tanri adina toplumu yönetir.

 

Karizmatik otorite : Iktidar gücünün kaynagi liderin özellik ve eylemleridir.

 

Demokratik otorite : Yönetenler gücünü halktan alir ve halk adina toplumu yönetir. Demokratik yönetimlerde otoritenin kaynagi hukuktur. Yönetenler yasalara uygun olarak yönetmek durumundadir.

 

  • Mesrutiyetin ölçütü nedir? Devlette mesrutiyetin ölçütü yasalardir. Yönetenlerin mesru olmasi yasalara göre iktidara gelip yasalara göre iktidardan düsmesidir.

 

  • Egemenlik hakkini kimler kullanir? Totaliter yönetimler de egemenlik hakkini lider kullanirken, demokratik yönetimlerde halk kullanir.

 

  • Bürokrasiden vazgeçilebilir mi? Devleti yönetenler degisebilir. Ancak, devletin islerini yürütmekle yükümlü olan bürokrasi devlet için vazgeçilmez bir unsurdur.

 

  • Sivil toplumun islevi nedir? Devlet kurumlarinin disinda, özgür vatandaslarin, kendi haklarini korumak ve yönetenleri denetlemek islevini yerine getiren sivil toplum örgütlenmeleri özellikle demokratik toplumlarin vazgeçilmez unsurlaridir.

 

  • Siyaset Felsefesinin Ana Sorunlari :

 

  • Devlet ve Düzen : Siyaset felsefesinin ana sorunlarindan biri toplumda düzenin gerekli olup olmadigi, özellikle de bir devlet düzenine ihtiyaç duyulup duyulmadigidir.

 

  • Devlet düzeni gereklidir : Bu görüse göre, insan yalnizca iyilige yönelen bir varlik degildir. Insan kötüye de yönelebilir. Toplumsal deger ve normlar olmadiginda kötülük egilimleri engellenemez. Toplumsal degerlere yaptirim gücü kazandiracak bir otoriteye gereksinim vardir. O otorite devlettir. Devlet düzeninin gerekli oldugunu savunanlar da kendi aralarinda ayrilirlar.

 

  • Devlet Doğal Düzenidir : Bu görüs, düzen ve devletin toplumlarin dogasinda var oldugunu savunur. Platon’a göre insan tek basina kendine yetemez. Devlet mutlaka olmalidir ve insanlarin yasamini düzenlemelidir. Aristoteles’e göre devletin temelinde politik bir hayvan olan insan vardir.

 

  • Devlet Yapay Bir Varliktir : Bu görüse göre devlet ve düzen insanin dogasinda yoktur. Devlet, insanlar arasinda bir uzlasmanin saglanmasi amaciyla olusmustur. Thomas Hobbes’a göre dogasi geregi insan, insanin kurdudur. Öte yandan insan kendini koruma altina da almak ister. Bu nedenle baska insanlarla uzlasmaya gider. Jean Jacques Rousseau’ya göre, insanlar doga durumundan sonra tarimin baslamasiyla, mülkiyeti ve esitsizligi güvence altina almak üzere aralarinda toplumsal sözlesme olarak devleti kurarlar.

 

  • Devlet düzeni gerekli degildir : Hiçbir otoriteyi kabul etmeyen anarsizm ve nihilizm, bir otorite olarak devleti de reddeder. Marksizm ise devleti egemen siniflarin diger siniflar üzerinde kurduklari bir baski araci olarak görür ve toplumsal esitlige dayali bir toplum düzeninde (sosyalizm) devletin yavas yavas ortadan kalkacagini iddia eder.

 

  • Ideal düzen : Toplumda insanlari mutlu edebilecek ideal bir düzenin olup olmadigini da siyaset felsefesinin tartistigi bir baska görüstür. Bu tartisma çerçevesinde ideal düzenin olamayacagini savunan ve ideal düzenin olabilecegini savunan iki ana görüs ortaya çikar :

 

  • Ideal Düzen Yoktur : Sofistler, bilginin göreli (relativ) oldugunu söylerken, düzen anlayisinin da insanlara göre degistigini ileri sürerler. Protagoras’in deyisi ile “Insan her seyin ölçüsüdür.” O halde her insan “kendine yararli” olani aramalidir. Bu anlamda ideal bir devlet düzeni tasarlanamaz. Nihilistler (Hiççilik) siyasi alanda hiçbir otoriteye boyun egmemek görüsünden hareketle ideal düzenin olabilecegini reddederler.

 

  • Ideal Düzen Vardir : Toplumda yasayan tüm insanlari mutlu edebilecek ideal bir düzenin varligini kabul edenler, ideal düzenin hangi temelde olusabilecegi sorusunda ayrisirlar.

 

Özgürlügü Temel Alan Yaklasimlar : Kapitalist ekonomi sisteminin ürünü olarak dogan özgürlükçü ekonomide (liberalizm), siyasette ve tüm düsünce alanlarinda insanlarin kendilerini özgürce ifadeettikleri bir düzeni ideal düzen olarak kabul eder. Bu anlayisin temsilcileri A. Smith ve J.S. Mill’dir.

 

Esitligi Temel Alan Yaklasimlar : Bu görüs liberalizme tepki olarak dogar ve ideal bir düzende toplumsal siniflar arasinda esitligin bulunmasi gerektigini savunur. Esitlikçi görüs, is ve üretim araçlarinin kamulastirilmasi gerektigini söyleyerek ideal düzen olarak sosyalizmi gösterir. Temsilcileri St. Simon, Proudhon ve K. Marx’tir.

 

Adaleti Temel Alan Yaklasimlar : Özgürlügün ve esitligin güvencesi olarak hukuku gören anlayistir. “Ideal bir düzen hukuk çerçevesinde adaletin saglanmasi ile olusur” anlayisini savunur. Adalet sayesinde kisi hak ve özgürlükleri güvence altina alinir, insan onuru korunur.

 

  • Ütopyalar : Hiçbir yerde var olmayan, ideal düzeni düsüncede tasarlayan devlet anlayislari ütopik devlet anlayislaridir. Ütopya devletler iki baslikta incelenebilir :

 

Istenen Ütopyalar : Platon, Devlet adli yapitinda devletin görevini tüm toplumun mutlulugunu saglamak olarak tanimlar. Platon, ideal bir devletin iyi ideasini yansitan bir ahlak devleti oldugunu söyler.

 

Farabi, Medinet’ül Fazila(Erdemli Sehir) adli yapitinda, iyilik, güzellik ve dogruluk gibi özelliklere sahip bir lider etrafinda insanlarin toplandigi mutlu bir devlet (sehir) tasarlar.

 

Yeni Çag’la birlikte ortaya çikan ütopik sosyalistler birbiri pesi sira ütopya devletler anlatan yapitlar yazarlar.

 

Thomas More, Ütopya adli yapitinda, özel mülkiyetin olmadigi, her seyin ortak oldugu, paranin kullanilmadigi iyi egitilmis insanlarin yönettigi bir adada insanlarin mutlu bir biçimde yasadiklarini anlatir.

 

Tommasso Campanella ise Günes Ülkesi adli yapitinda devletin, mülkiyetin, ailenin olmadigi bir toplum tanimlar.

 

Francis Bacon Nova Atlantis (Yeni Atlantis) adli yapitinda bir adada, halkinin yüksek bilgi ve kültüre sahip oldugu bir devleti anlatir.

 

Korku Ütopyalari : 20. yüzyilda teknolojinin yasadigi hizli gelismenin olumsuz etkilemesine dayanan ve gelecege yönelik karamsar beklentilerin agirlik kazandigi korku ütopyalariyla karsilasiyoruz.

 

Aldous Huxley, “Yeni Dünya” adli yapitinda teknolojinin çok ilerlemesi sonucu insanlarin korkutucu bir düzen yasayacaklarini anlatir. Insanlar mutsuzdur, yasamin anlamsizligini görüp kurtulusu intiharda bulmaktadir.

 

George Orwell ise “1984” adli yapitinda, 1984 yilinda dünyaya zorbaligin egemen olacagini, toplumlari zalim diktatörlerin yönetecegini yazar.

 

  • Birey ve Devlet : Sanayi devrimi ile baslayan uluslasma süreci ve onun uzantisi olarak dogan ulus devlet anlayisina kadar dünyada yaygin devlet anlayisi emreden devlet ve itaat eden halk anlayisina dayalidir.

 

Ancak sanayi devrimi ile birlikte bu eski devlet anlayisi tartisilmaya baslanmis, özellikle bireyi, bireyin hak ve özgürlüklerini temel alan hukuk devleti anlayisi yerlesmeye baslamistir.

 

Hukuk devleti adi verilen yeni devlet anlayisinda itaat eden yurttas yerine hak ve özgürlüklerini kullanan yurttas anlayisi egemen olmustur.

 

Yusuf Has Hacip Kutadgu Bilig adli yapitinda, akil, adalet ve dogruluk ilkelerine göre yapilan yasalarin olmasi gerektigini söyler.

 

Bati’da ise J.Locke birey-devlet iliskisinin hukuksal bir temele dayanmasini savunur. Locke’ a göre devlet, bireylerin özgürlüklerini, yasam ve mülkiyet haklarini korumakla yükümlü olmalidir.

 

Charles De Montesquieu ise Kanunlarin Ruhu adli yapitinda birey-devlet iliskilerinde yasalara, insan hak ve özgürlüklerine saygiyi devletin temel ilkesi saymistir.

 

Günümüz düsünürlerinden K.Popper da Açik Toplum ve Düsmanlari adli yapitinda bireysel hak ve özgürlükleri temel alan devlet anlayisi ile totaliter devlet anlayisina karsi çikmistir.

 Posted by at 12:45
Mar 222015
 

ESTETİK ve SANAT FELSEFESİ

Duyguya indirgenebilen bağımsız bilgi dalına estetik denir. Estetik “güzel” üzerine düşünme, onun ne olduğunu açıklamadır.

Estetik suje ile estetik obje arasındaki ilgiyi gösterir. Estetiğin yöneldiği şey, güzelliktir; duyusal olanın güzellik ile olan  ilgisini ele alır.

Güzelliğin felsefesi olarak ortaya çıkan estetik, insan tarafından yapılmış olan ya da doğada bulunan güzel şeylere yönelir; bizim güzel diye nitelediğimiz bu şeylerle ilgili tecrübelerimizde ve yargımızda söz konusu olan değerleri, tavırları ve standartları analiz eder.

Konusu

Estetik güzellik felsefesidir. Güzel üzerine düşünme ve ne olduğunu araştırma etkinliğidir. Estetik, 18. Yüzyılda Baumgarten tarafından kurulmuştur. sanat felsefesi sadece sanattaki güzellikle ilgilenir. Estetik ise hem doğadaki güzelle hem de sanattaki güzel ile ilgilendiğinden sanat felsefesinden daha geniş bir alana sahiptir

Değer atfetme: kişinin sanat eseri ile kurduğu ilişkiden dolayı onu güzel-çirkin, iyi-kötü olarak nitelemesidir.

Değer biçme: bir yapıtı genel değer yargısından, bir akımdan, modadan, kuramdan hareketle değerlendirmektir.

Sanat Eseri : Sanatçı tarafından bir estetik tavır sonucu oluşan bir eserdir. bilinçli bir varlık tarafından ortaya konulmuş, İçinde güzellik barındıran her türlü üretimdir.

Güzellik

Platon’a göre güzellik bir ideadır. Sanat, güzellik ideasından ne kadar pay alırsa o kadar güzel olur.

Aristoteles’e göre güzellik bir ahenk, orantı ve düzendir. Bu nedenle orantıdan yoksun olan hiçbir şey güzel olamaz.

Hegel’e göre, güzellik mutlak ruhun nesnelere yansımasıdır.

Schopenhauer’e göre güzellik mutlak iradenin kendisini dışlaştırmasıdırHartman’a göre tinin maddede kendini göstermesidir.

Baumgarten’e göre güzellik duyumsal bilginin mükemmelliğidir.

Benedetto Croce’a göre ise güzellik, mutluluk veren bir biçimleniştir.

 

Estetik ile sanat felsefesi arasında bir ayırım yapmak gerekir.Estetik, doğada ve sanatta güzeli konu edinir. Estetiğin, doğa ya da sanat ayrımı yapmadan doğrudan doğruya güzelliğe yöneldiği yerde, sanat felsefesi, yalnızca sanata ve sanattaki güzelliğe yönelir.

Sanat felsefesi, insanın meydana getirdiği eserleri ele alan, sanata dair yaratmaların ve zevklerin anlamını inceleyen bir felsefe dalıdır. Doğadaki güzelliği de konu edinen estetiğin bir dalı olmaktadır.

 

Sanat felsefesi sadece sanattaki güzelle ilgilenir. Estetik hem doğadaki güzel ile hem de sanattaki güzel ile ilgilendiğinden sanat felsefesinden daha geniştir. İnsanda hoş duygular uyandıran, güneşin batışı, kıyıya vuran dalgalar estetiğin konusu olabildiği halde sanat felsefsinin konusuna girmez. Sanat değeri taşıyan bir tablo ise hem sanat felsefesinin hem de estetiğin konusuna girer. Sanat felsefesinin temel kavram ve problemleri, estetiğin de temel kavram ve problemleridir.

Sanat felsefesinde, “sanatçı”, “sanat eseri”, “sanat eserini ortaya koyma etkinliği” ve “beğeni” gibi kavramlar göz önünde bulundurulmuştur. Sanatçı, sanat eserini yaratan kişidir; kendi alanına göre bazı maddeler kullanır; onlara biçim verir. Bu etkinlik sonucu bir ürün ortaya çıkar. Bu ürün beğeni taşıyorsa, sanat eseri olma özelliği kazanır.

 Estetiğin Temel Soruları

  • Güzellik nedir?
  • Güzel olarak nitelediğimiz şeyi güzel yapan faktörler nelerdir?
  • Güzelllik, onu algılayan özneden bağımsız bir değer midir?
  • Sanat nedir?
  • Sanat eserine duyulan estetik tepkiyle, doğadaki güzelliğe duyulan estetik tepki arasında ne fark vardır?
  • Sanat eseri nasıl oluşmuştur?

Felsefe Açısından Sanat

Felsefe açısından sanata bakıldığında, sanatın ne olduğu, sanat yapıtının nasıl oluştuğu, sanatçının yapıtını nasıl ortaya koyduğu irdelenir. Bu sorulara filozoflar farklı açıklamalar getirmişlerdir.

 Taklit Olarak Sanat

Bu anlayışa göre doğanın mükemmelliği ve güzelliği vardır. Sanatçı da doğada varolan bu güzelliği eserinde taklit eder. Taklit, gerçeğine ne kadar yakınsa o kadar güzeldir. Platon ve Aristoteles sanatın taklitten ibaret olduğunu ileri sürmüşlerdir.

 Yaratma Olarak Sanat

Bu anlayışa göre doğada ideal güzellik ve mükemmellik yoktur. Mükemmelliği yaratan, değişmeler dünyasında değişmeyene, ölümlülüğün dünyasında ölümsüzlüğe ulaşmaya çalışan, sanatçıdır. Eğer sanatçı çalışmalarına kendi kişiliğinin ve yaratıcı gücünün damgasını vuramamışsa, ürettiği üründe estetik değer yoktur.

Bu kurama göre, doğanın ürettiklerinde ancak sanat eserlerine bir benzerlikten söz edilebilir ve sanat eseri, doğa ürünlerinden fazla birşeydir. Sanatçı, hayal gücünü ve yaratıcı yanını kullanarak doğadan aldığı izlenimleri ayıklar, birleştirir ve bir anlatıma dönüştürür. Bu anlatımın sanat eseri olması için deözgün ve tek olması gerekir. Bu görüşün temsilcisi Croce’dir.

Oyun Olarak Sanat

Bu yaklaşım, sanat ile oyun arasındaki benzerlikten dolayı bir bağ kurar. Buna göre oyun da sanat da insanı gerçek dışı bir dünyaya yöneltir. Hayal gücüne dayanır; fayda gütmeyip, bizzat kendileri için yapılan etkinliklerdir. İnsan oyun oynarken de, sanatla uğraşırken de kendisini meşgul eden problemlerden uzaktır, adeta kendisini unutur ve mutlak bir özgürlük içinde varolur. Temsilcisi Schiller’dir

Schiller’in, “İnsan oynadığı sürece tam insandır” sözü, insanı gerçek özgürlüğe ancak sanat kavuşturabilir, anlamındadır.

 Sanat Eseri

Bir şeyin sanat eseri sayılabilmesi için belirli özelliklere sahip olması gerekir.

  • Sanat eseri doğal nesnelerden farklıdır. Doğal oluşumlar sonucunda ortaya çıkan varlıklar güzel olsalar bile, sanat eseri olamazlar.
  • Sanatın temel özelliklerinden biri, onun, insanın yaratıcı gücüne bağlı olmasıdır. İnsanın estetik tavır ve değeriyle yaptığı duyusal ya da düşünsel bir etkinliktir.
  • Sanat eseri kendisine yönelen alımlayıcı için bir değer taşır.
  • Sanat eseri, eşsiz, kendine özgü nitelikleriylebiricik Çünkü sanatçı, eserini ortaya koyma sürecindeki duygularını bir kez yaşayabilir; yineleyemez. Mehmet Akif, İstiklal marşını yazarken yaşadığı duygularını bir defalık yaşamıştır. Bu nedenle “İstiklal marşını tekrar ben bile yazamam” demiştir. Buna göre seri olarak üretilen nesneler sanat eseri olarak nitelenemezler.
  • Sanat eserininestetik haz ve heyecan vermesinin dışında bir amacı yoktur. Pratik amaçlarla kullanılmak için oluşturulmuş nesneler sanat eseri olarak nitelenemezler.

 Estetiğin Temel Kavramları

Güzellik Problemi

Güzellik, hemen her filozofta farklı biçimde tanımlanmıştır.

Platon, güzelliği bir idea olarak görür. Platon’a göre sanat, güzel ideasını taklit etme olduğundan, yapılan eser ne kadar ideaya yaklaşırsa o oranda güzel olur.

Aristoteles’e göre güzellik ahenktir, düzendir, sınırdır. İnsanın algı sınırlarını ve kavrayış gücünü aşan çok büyük bir şey, güzel olamaz.

Plotinos’a göre güzellik, Tanrısal aklın evrendeki ışımasıdır. Madde, Tanrısal akıldan (İdeadan) pay almazsa çirkindir.

Hegel’e göre güzellik, Mutlak Ruh’un duyularla kavranabilen görünüşleridir. Yani her şeyin ilkesi olan İdea’nın duyulara görünüşüdür.

Kant’a göre güzel, çıkar gözetmeksizin hoşlanmanın nesnesidir. Güzellikte, pratik amaç gütmeyen bir düzen vardır.

Güzellik problemi, doğada ve sanatta güzelin ne olduğu problemi ile iç içedir.Sanat felsefesinin konusu, sanattaki güzelliktir. Bir kısım filozoflar “Doğa, sanatı taklit ediyor” (Oscar Wilde), “Biz romantik olduktan sonra dağlar güzelleşti” (Delacroix) gibi sözleriyle sanat güzelliğinin bizi doğayı kavramaya götürdüğünü belirtirler.

 

Estetiğin Temel Sorunlarına Yaklaşımlar

Estetik Yargıların Yapısı

Estetik yargılar, dini, bilimsel ve ahlaki yargılardan farklılar gösterir.

Dini yargıların inançla ilgili olduğu, ahlaki yargıların eylemlerle ilgili olduğu yerde, estetik yargılar “güzel” ya da “çirkin” diye nitelenen bir varlıkla ilgili beğeni yargılarıdır.

Bilimsel yargıların objektif bir niteliği olduğu yerde estetik yargılar özneldir; İnsanlara göre değişir.

 Ortak Estetik Yargıların Olup Olmadığı

Acaba sanat eseri güzel değerini kendisinde mi taşır; yoksa güzellik, bizim ona yüklediğimiz bir şey midir? Bu konuda iki karşıt görüş vardır: Biri nesnelci görüş, diğeri öznelci görüş.

Nesnelci görüşe göre, eser, güzellik değerini kendisinde taşır. Güzellik insandan bağımsız olarak vardır. Bir nesne güzel ise, insan onu alımlasa da alımlamasa da güzel olmaya devam eder. Bu görüşte olanlar,ortak estetik yargıların varlığını kabul ederler.

Öznelci görüş, insandan bağımsız bir estetik değerin olamayacağını savunur. Bu görüştekilere göre bir eser, değerini, insanda uyandırdığı duygulardan, estetik yaşantıdan alır. Yoksa eser kendi başına estetik bir değer taşımaz.

Dolayısıyla bu görüştekilere göre ortak estetik yargılar olamaz.

 

Ortak Estetik Yargıların Varlığını Reddedenler

Her insanın kendine göre bir beğenisi vardır. Tüm insanlarda beğeninin ölçüsü olabilecek bir kural, bir ilke yoktur. Her beğeni aynı derecede geçerlidir. Biri sanat müziğini beğenirken, başkası pop müziğini beğenebilmektedir.

Her sanat eseri, sanatçının kendi öz benliğinden kaynaklandığı için, sanatçının ruhunda oluşan estetik beğeni hakkında herkesin kabul edeceği genel geçer yargılara varılamaz. Bireyler, sanatçıların eserlerinden kendi ruhsal yapılarına göre farklı izlenimler alırlar ve farklı senteze ulaşırlar. Bu görüşün önemli temsilcisi Croce’dir.

Ortak Estetik Yargıların Varlığını Kabul Edenler

Bu anlayışa göre güzellik, bütün nesnelerde farklı derecelerde bulunmaktadır; bu bireyin kişisel deneyimlerinden, alışkanlıklarından, tercihlerinden bağımsız olarak vardır.

Örneğin Selimiye Camisi, dünyada hiçbir insan kalmasa da yine güzellik değerini taşıyacaktır.

Platon: Güzel, bir idea olarak gerçekten vardır. İdealar, diğer özellikleri yanında kendinden güzeldir. Asıl güzellik, hiçbir zaman değişmeyen gerçeklik olan güzellik ideasıdır. Akıl sahibi her varlık için güzel ideası ortaktır. Çünkü o akılla kavranır.

Aristoteles: Güzellik, uyum, oran ve ölçülülüğün kaynaştığı bütündür.

Hegel: Güzellik, Mutlak ruhun duyulur nesnelerde görünür hale gelmesidir.

Kant: Güzellik, nesnenin taşıdığı bir değerdir. İnsanlar hoşlarına giden ya da gitmeyen bir şeyi duygularına göre değerlendirirler. Estetik yargı beğeni duygusuna dayanır. Ona göre bu beğeni duygusu her insanda bulunan ortak beğeniyle açıklanır.

Kant’a göre bir insan sanat eseri karşısında, “Bu güzeldir” derken, diğer insanların da onu güzel bulmasını ister. “Bir şiire güzel diyorsam, herkesin onu güzel bulmasını beklerim” der. Güzel beğenisi, çıkarsız bir hazdır. İnsanlar çıkar gözetmeden bir nesneye yöneldiğinde aynı güzelliği görecektir.

 

 Posted by at 23:00
Mar 212015
 

AHLAK FELSEFESİ (ETHİK)

Ahlak Felsefesinin konusu;

insanın hareketleri,yapıp etmeleridir.İnsanın yalnızca iradeli hareketleri ahlak felsefesinin konusudur.

Ethik:İnsanın ahlaksal davranışları ile ilgili sorunları ele alan felsefe dalıdır.

AHLAK FELSEFESİNİN TEMEL KAVRAMLARI

İYİ:İnsanın yapması gereken davranışlardır.Ahlakça değerli olandır.

KÖTÜ:İnsanın yapmaması gereken davranışlardır.

ÖZGÜRLÜK:İrade ile “iyi” ve “kötü” davranışlardan birisini seçme gücüdür.

ERDEM (FAZİLET):İyi olana yönelmedir.

SORUMLULUK:İnsanın kendi eylemlerinin ya da yetki alanına giren herhangi bir olayın sonuçlarını üstlenmesidir.

VİCDAN:Tutum ve eylemlerimizin ahlakça değerli olup olmadığını yargılama bilincidir.Bir çeşit iç mahkemedir.

AHLAK YASASI:uyulması ahlak açısından gereken,genel-geçer kurallardır.

AHLAKİ KARAR:Ahlak kurallarına özgürce uymaktır.

AHLAKİ EYLEM:Ahlaka uygun davranışı gerçekleştirmedir.Ahlaka uygun eylem davranış olarak dışa yansır.Eylemin dışa yansımayan yönü ise tutumdur.

ÖRNEK:Derse geç gelen öğrencinin öğretmene gerekçeyi belirtirken doğruyu söylemesi “İYİ”,yalan söylemesi “KÖTÜ”,bu davranışlardan birini seçmesi “ÖZGÜRLÜK”,Doğru söylemeyi seçmesi “ERDEM” dir.

AHLAK FELSEFESİNİN TEMEL SORULARI

1-Ahlaki eylemin amacı var mıdır?Varsa nedir?

2-Toplumca belirlenen,insana zorla kabul ettirilen eylem biçimleri gerçekten “iyi” midir?

3-İnsan ahlaki eylemde bulunurken özgür müdür?

4-İnsanın doğası ahlaklı olmasına elverişlimidir?

5-Tüm insanların ortaklaşa benimseyebilecekleri evrensel ahlak yasaları var mıdır?

İNSAN AHLAKİ EYLEMDE BULUNURKEN ÖZGÜR MÜDÜR?

Ahlak konusunda bazı filozoflar insanın özgür olduğunu,bazı filozoflar ise özgür olmadığını savunur.

1-Özgür olmadığını savunanlar:

DETERMİNİZM (gerekircilik);

Deterministlere göre, insanın irade ve eylemleri içten ve dıştan gelen nedenlerle belirlenmiştir.Bireyin içinde bulunduğu şartlar iradeyi belirler ve kişinin özgür karar vermesini engeller.Bu nedenle insan ahlaksal eylemde özgür değildir.

2-Özgür olduğunu savunanlar :

İNDETERMİNİZM (gerekirci olmayanlar);

İndeterministlere göre,insan ahlaki eylemde tamamıyla özgürdür.İnsan kendini özgür hissettiği için toplumdaki ahlak yasalarına özgürce uyar.

Bu görüşlerden her ikisi de insan gerçekleri ile bağdaşmadıklarından üçüncü bir görüş ortaya çıkmıştır.

OTODETERMİNİZM:

Otodeterministler, iradeyi ve ahlaki eylemleri bir kişilik ürünü olarak görürler.İnsan bilgi birikimini zenginleştirerek,kişiliğini geliştirerek ve aklını kullanarak özgürleşmiştir.Sonuç olarak kişiliği gelişmiş olanlar,gelişmemiş olanlardan daha özgürdür.

AHLAK YARGISINI DİĞER YARGI TÜRLERİNDEN AYIRAN NİTELİKLER:

Bir iddiayı dile getiren söz dizisine yargı denir.

Yargılar ikiye ayrılır;

1-Gerçeklik yargıları; Nesneler dünyasına ilişkin yargılardır.Kişiden kişiye değişmez nesneldir.”Doğru” ve ya “yanlış” olurlar.

2-Değer yargıları; Bir gerçekliği değil, bir değerlendirmeyi içeren yargılardır,özneldir.Kişiden kişiye değişir.Değer yargılarının alanı geniştir.

Mantık yargıları-“doğru”,yanlış”

Sanat yargıları-“güzel”,”çirkin”

Din yargıları –“sevap”,”günah”

Ahlak yargıları-“iyi”,”kötü” şeklindedir.

Bilim yargıları herkes tarafından kabul edilir,din yargıları (o dine inana kişilerce kabul edilir ve kişilere göre) değişmez,ahlak yargıları değişir.

ETİK’İN PROBLEMATİĞİ VE YAKLAŞIMLAR

A- KİŞİ VİCDANI KARŞISINDA EVRENSEL AHLAK YASAININ OLUP OLMADIĞI PROBLEMİ

1-EVRENSEL AHLAK YASASININ VARLIĞINI REDDEDENLER

a)HEDONİZM (haz ahlakı):

Kurucusu Aristippos’tur.O’na göre haz veren şey “iyi”,haz vermeyen “kötü”dür.İnsan sadece kendi yaşadığı hazzı bilebilir.Başkalarının hazzını bilemez.Bu nedenle evrensel ahlak yasası yoktur.

b)Fayda ahlakı:

Bireye yarar sağlayan davranış “iyi”,sağlamayan “kötü”dür.Yararlı olan kişiden kişiye değiştiği için evrensel ahlak yasası yoktur.

c)Bencillik (egoizm):

Bencillik, başkalarını dikkate almadan sadece kendi çıkarını düşünme anlamına gelir.İnsanın yalnızca kendi “ben”ine uygun olanı “iyi”nin ölçütü sayan düşüncedir.

Hobbes’a göre insanı yönlendiren ‘kendini sevme’ ve ‘kendini koruma’ içgüdüsüdür.Bu yaklaşıma göre evrensel ahlak yasası yoktur.

d)Anarşizm:

Başta devlet olmak üzere tüm baskıcı kurumların ortadan kalkması gerektiğini öne süren öğretidir.Temsilcisi Max Stiner ‘dir.Evrensel ahlak yasasını reddeder.O tüm ahlaki değerlerin bir takım soyutlamalardan ibaret olduğunu düşünür.

e)F.Nietzche (Niçe):

O’na göre yapılması gereken;insanlığı ahlaktan kurtarmaktır.İnsan doğasına yaraşan, güçlü,korkusuz,acımasız olmaktır.Oysa tüm ahlaklar insanın güdülerini köreltir,onu pasifliğe yöneltir.

Nietzche’ye göre;toplumda iki tür insan ve bunların oluşturduğu iki tür sosyal sınıf vardır. Birincisi Halk Sınıfı;sürü durumundadır.Din ve ahlak kuralları bu sınıf için yeterlidir.İkincisi Seçkin Sınıf;Seçkin sınıfa yakışan ahlak, insanın doğasına uygun olan,bireyci,bencil,acımasız ahlaktır.Amaç,”üstün insan”a ulaşmaktır.Üstün insan; sıradan,korkak,zayıflığı öğütleyen vicdan ahlakından kurtulup “iktidara doğru giden güç”ahlakına ulaşmakla oluşur.O’na göre “güç” enyüce iyi;yenilgi,kaybetmek,zayıflık ise kötüdür.İnsan için gerekli olan güçlü olmaktır.

  1. f) J.P.Sartre(Existansiyalizm-varoluşçuluk):

İnsanın kendi varoluşunu ancak özgürce davranarak gerçekleştirebileceğini savunur.Ancak bu özgürlük sınırsız değil,sorumlulukla belirlenmiştir.Sartre’a göre insan insanlığını kendisi yapar,değerlerini kendisi yaratır,yolunu kendisi seçer.Bu nedenle seçiminde tek başınadır ve sorumluluklar da kendisinindir.

2-EVRENSEL AHLAK YASASININ VARLIĞINI KABUL EDENLER

a)Ahlak Yasasının Varlığını subjektif (öznel) TemeldeAçıklayanlar:

Bu düşünceyi savunanlara göre evrensel bir ahlak yasası vardır.Ancak bu yasa varlığını insandan,insanın özel dünyasından alır.İnsanın karşısına bir buyruk biçiminde çıkar.Dürüst ol,insanları sev,…. gibi.

1-Utilitarizm (Faydacılık)J.S.Mill J.Bentham:Onlara göre insan doğası gereği acıdan kaçınır,hazza yönelir,mutluluğa erişmek ister.Ancak kişinin mutluluğu,çevresindeki insanların mutluluğu ile ilişkilidir.Kişi mutluluğu ancak üyesi bulunduğu yarar sağlayan şeyi yapmakla bulabilir.O halde; ‘tek insan için değil,herkes için faydalı olan’ yasa olarak kabul edilmelidir.

b)ENTÜİSYONİZM (Sezgicilik) H.Bergson: O’na göre insan iyi ve kötüyü ancak sezgi ile kavrayabilir.İnsanın sezgisine uyarak yaptığı davranış “iyi”,sezgisine uymayan davranışı “kötü”dür.

ÖRN:Boş zamanımı müzik dinleyerek,eğlenerek geçirebileceğim gibi,yardıma ihtiyacı olan birisine yardım ederek de geçirebilirim.Ben içimden gelen sezgiye uyarak,eğlenmekten vazgeçip yardım edersem ahlaki olanı (iyi) yapmış olurum. O’na göre zekanın oluşturduğu ahlak kapalı toplum ahlakıdır,yasakçıdır.Sezgi ahlakı ise;içinde sevgi ve özgürlüğün olduğu açık toplum ahlakıdır.

 Posted by at 23:25
Mar 212015
 

DİN FELSEFESİNİN KONUSU Din felsefesi, dini konu edinen, dinin temellerini ve öğelerini ele alan, sorgulayan felsefe dalıdır. Başka bir deyişle din felsefesi, dinin felsefe açısından ele alınması, din hakkında düşünme ve açıklamadır. Din felsefesi dine ahlak ve sanat felsefelerinde olduğu gibi rasyonel, objektif ve eleştirel olarak yaklaşır. Dine Felsefi Açıdan Yaklaşım: Dine felsefi yaklaşım her şeyden önce din gerçeğini kabul eden ve anlamladırmaya çalışan bir yaklaşımdır. Dini dinin temel kavramlarını ve inançlarını değerlendirmek, din gerçeğine eleştirel bir gözle yaklaşmakla olur. Bunu da felsefe yapabilir. Din felsefesi, dini tanımlamaya, açıklamaya ve anlamlandırmaya, dinsel kavramları ve davranış biçimlerini felsefi temeli üzerinde savunmaya ya da eleştirmeye, dinlerin kullandığı dili çözümlemeye yönelik felsefe araştırmalarından meydana gelir.

Teoloji İle Din Felsefesinin Farkı: Teoloji (ilahiyat) de tıpkı din felsefesi gibi dini ve Tanrıyı konu alır.

Teoloji, doğrudan doğruya inanca dayanır; inancın sınırları dışına çıkmaz.

Teoloji açıklamalarında Tanrının gönderdiği kutsal kitaplara, peygamberlerin bildirdiklerine ve din alimlerinin yorumlarına dayanır.

* Teoloji dogmatik ve otoriteye dayalıdır, din felsefesi özgür düşünme, nesnel olma ve sorgulamayı temel alır.

* Teolojinin amacı inananların inançlarını güçlendirmektir, din felsefesi ise dinin ilkelerini sorgular kişilerin dindar olmalarına çalışmadığı gibi inançları sarsmaya da kalkışmaz.

* Teoloji belli bir dini ele alırken, din felsefesi genel olarak din ya da dinleri ele alır.

Dinin Felsefi Temellendirilmesi:       

* Felsefe dini temellendirirken dine rasyonel açıdan bakmak zorundadır. Akla dayanmalıdır. Tutarlı olmalı çelişkilere düşmemelidir.

* Felsefe dini temellendirme çabasında nesnel olmak ve eleştirel bir tavır takınmak durumundadır.

* Felsefe dini temellendirirken, konuya olabildiğince geniş kapsamlı ve kuşatıcı bakışla yaklaşmalıdır.

* Din felsefesi nesnel olmak zorundadır. Nesnel olmak, dogru  olana varmak amacıyla taraf tutmadan inceleme yapmak, yargıda bulunmak demektir. A.

DİN FELSEFESİNİN TEMEL KAVRAMLARI

Tanrı: Evrende var olan herşeyin yaratıcısı olduğuna ve tekliğine inanılan yüce varlık.

Mucize: Mucize, insan aklının ölçülerini aşan, doğa yasalarının dışına çıkın, düşünce ilkelerinde değil de, dini inanca dayanan bir oluştur.

Vahiy: Peygamberlere gelen ilahi ilham anlamına gelir. İlahi bir nitelik taşıyan ana düşünce, vahiy yoluyla peygamberlere bildirilir.

Peygamber: Peygamber, her dinde Tanrı’nın buyruğnu insanlara bildiren elçidir.

İman: Dinin ortaya koyduğu doğrulara inanmaya denir.

İbadet: Tanrının buyruklarını yerine getirmeye ibadet adı verilir.

Yüce: İncanca ölçüleri aşan, sınırlanamayan, önünde eğinilen üstün varlık anlamına gelir.

Kutsal: Din açısından saygıya değer olan, Tanrı ya da peygamberler tarafından kutsanmış olandır.

B. DİN FELSEFESİNİN TEMEL PROBLEMLERİ

1. Dinin Tanımları: dinler kaynaklarında bulunan Tanrıya göre tanımlarınlar, tek Tanrılı (monoteist) ve çok Tanrılı (politeist) söz edilmektedir.

2. Tanrının Varlığı Problemi: Din, Tanrının var olduğu inancına dayanır. Ban göre dinin temellendirilebilmesi için , Tanrının varlığının kanıtlanması gerekir. Din felsefesinin de temelinde Tanrının var oluşuyla ilgili kanıtlamalar bulunmaktadır. Tanrı var mıdır? Tanrının varlığını gösteren kanıtlar nelerdir?

3. Tanrının Temel Niteliklerinin Tanımlanması Problemi: Bu konuda Tanrının evrene aşkın ya da içkin olduğu şeklinde farklı yaklaşımlar görülür. Tanrı, bir olan, yaratılmamış olan, ezeli ve ebedi, her şeye gücü yeten, her şeyi bilen varlık olarak tanımlanır.

4. Vahyin İmkanı Problemi: İnsan ile Tanrı, iki ayrı kategoride varlıktırlar. İnsanın sonlu, ölümlü, bir yanıyla da maddi varlık olduğu yerde, Tanrı sonsuz, ölümsüz ve tümüyle manevi bilinen bir varlıktır. Bundan dolayı vahiy açıklamasına ihtiyaç duyulmaktadır.

5. Tanrıyla Evren Arasındaki İlişkinin Ne Olduğu Problemi: Tanrı doğaya aşkın bir varlıkmıdır yani doğaüstü bir varlık mıdır yoksa panteistlerin (tümTanrıcılar) söylediği gibi Tanrı evrenin içinde midir?

6. Evrenin Yaratılışı Problemi:Evren Yaratılmış Mıdır? Yoksa evren öncesiz ve sonrasız mıdır? Bazı görüşler Tanrı tarafından yaratıldığını söylerken bazıları ise yaratılmadığını ezeli ve ebedi olarak var olduğunu söylerler.

7. Ruhun Ölümsüzlüğü Problemi: insan ruhu acaba beden yok olup gittiği zaman ortadan kalkar mı yoksa başka bir yerde var olmaya devam eder mi? Bu konuda da diğerleri gibi iki görüş ortaya çıkmıştır.

C.       TANRI’NIN VARLIĞINA İLİŞKİN BAZI YAKLAŞIMLAR Tanrının varlığı konusunda üç temel yaklaşım bulunmaktadır. 1. Tanrının Varlığını Kabul Edenler: Tanrının varlığını kabul eden yaklaşımlar üç tanedir. Teizm, Deizm, Panteizm.

a) Teizm: Tanrıya inanma anlamına gelir, Tanrıya inanmama anlamına gelen Ataizm’e karşıdır.  Teizm, Tanrının varlığını ve onun evrenin yaratıcısı, koruyucusu ve egemeni olduğunu kabul eden dini felsefedir. Teizme göre Tanrı öncesiz ve sonrasızdır. Dünyayla sürekli ilişki içindedir. Evrende olup biten her şey onun iradesinin ürünüdür.  Tanrının varlığını akıl yoluyla kanıtlamak için kanıtlar ileri sürülmektedir bunlar;

* Ontoloji Kanıt:  Kanıtın ontolojik olması Tanrının varlığından hareket edilmesinden kaynaklanmaktadır. İlk kez öne süren St. Anselmus’tur. Tanrı tasarlanabilen en yetkin (mükemmel) varlık olarak tanımlanır. Tanrı kendisinden daha büyük ve yetkin olan bir varlığın tasarlanamayacağı varlıktır. Yetkin bir varlık, var olmadığı takdirde yetkin olamaz. İşte bu anlaşıta, Tanrının var oluşu Tanrı tanımından zorunlu olarak çıkacaktır. Descartes de bu kanıtı kullanmıştır.

* Kozmolojik Kanıt: İlk neden kanıtı olarak da bilinen bu kanıt, aynı zamanda nedensellik ilkesine dayanır. Hiçbir şey nedensiz olamaz, var olan her şeye mutlak olarak, kendisinden önce gelen bir şey neden olmuştur. Kozmos (evren) de bu şekilde dir. Evrenin var olduğunu bildiğimize gir onu bu günkü durumuna bir dizi neden ve sonucun getirmiştir. Neden sonuç ilişkisindeki sonuç ilk nedenin Tanrı olduğudur.

* Düzen ve Amaç Kanıtı:  Bu kanıt çevremizde doğal dünyaya baktığmızda, her şeyin kendi işlevini yerine getirecek şekilde, en ince ayrıntısına kadar düzenlenmiş ve ayarlanmış olduğunu göreceğimizi belirtir. İşte bu durum bir yaratıcının var oluşunu kanıtlar. Gözün yapısındaki düzen ve amaç bu kanıtı örneklendirir. Düzen ve amaç kendi kendine ortaya çıkmaz, belli amaca hizmet eder, irade sahibi Tanrı tarafından gerçekleştirilir.

* Ahlak Kanıtı: Tanrı olmasaydı her şey mübah ( sevap ya da günah olmayan) olurdu. İyi ve kötünün bir anlam ifade edebilmesi için karşılıklarının görülebilmesine bağlıdır. İyi ve kötünün karşılığının teminatı ise Tanrı’dır.                 * Dini Tecrübe Kanıtı:  Bir çok insan Tanrının varlığının kanıtı olarak iç duygularını ve sezgilerine başvurmaktadır. Tasavvufta da Mevlana,  Yunus Emre gibi düşünürler bu gruba girerler. Tanrıyı ispat etmeye gerek yoktur. O zaten sezgiyle kavranabilir.

b) Deizm: Deizm, Tanrının varlığına inanmakla birlikte Tanrının evrenden aşkın (transandantal) olduğunu, evrenin dışında olduğunu, bir kez yaratıp sonradan evrene müdahale etmediğini savunur.  Deizm iki temel ilkeye dayanır.

* Varlığı akılla bilinen Tanrı anlayışı

* Evrenin yaratıldıktan sonra kendi yasalarına göre işleyişi Deizm dine akılcı açıdan yaklaşmıştır. Mucizelere karşıdır. Batıl inançlara ve dogmalara itiraz eder. Locke, Rousseau ve Voltaire bu görüşün savunucularıdır.

c) Panteizm:  Panteizim, Tanrı ile evreni bir kılan, her şeyi Tanrı olarak gören felsefi öğretidir. Tanrı evrenden ayrı değildir, tam tersine evren ile bir ve aynıdır. Tanrının doğanın dışında olması mümkün değildir. Tanrı evren ile özdeştir. En önemli temsilcisi Spinozadır. İlk panteist filozof ise Xenofanes’tir.

2. Tanrının Varlığını Reddedenler:                 Tanrının varlığını reddeden görüşlere ateizm, kişilere de ateist adı verilir. Ateizm “Tanrıtanımazlık” olarak dilimize çevrilmiştir. Genel anlamda dini inançsızlığı ve tüm dinlere karşı olmayı ifade eder. Din felsefesinde ateizm evreni yine evrene dayanarak açıkladığından Tanrı ya da doğal güç diye birşeyi mümkün kabul etmez. Ateizmin felsefi temeli Materyalizmdir. Tanrının var olmadığını savunan kanıtlar bulmaya çalışır. Bunlar:

* Kötülük Kanıtı:  İçinde yaşadığımız dünyada kötü olarak nitelediğimiz oluşumlar vardır. Savaşlar, hastalıklar, depremler, açlık vb… Ateist bu noktada kötülüğün karşısında nasıl olup da mutlak iyi olan bir Tanrıdan bahsedileceğini sorar. Olsaydı bu kötülüklere karşı çıkardı der. Ateizmin karşısındaki filozoflar bu kanıta “Bu dünyada kötülüğün var oluşu, daha yüksek ahlaki iyiliklere yol açtığı için haklı kılınabilir. Buna göre eğer yoksulluk olmasa, yoksullara yardım etme gibi ahlaki bakımdan iyi olan eylemler temelsiz kalırlar. Savaşlar, işkence ve toplu kıyımlar vardır ama, kahramanlar, azizler ancak bunlar sayesinde ortaya çıkar.

* Ahlaki gerekçeler Kanıtı: Bu çerçevede içinde değerlendirmemiz gereken iki düşünür vardır. Nietzsche ve Sartre. İki düşünür de felsefelerinde ahlakı ön plana çıkarmışlardır. Ahlak söz konusu olduğun da ise, insanın Tanrı tarafından önceden belirlenmiş bir özü bulunmadığını, insanın özünü kendisinin yarattığını savunmuşlardır.

Sartre’a göre evrende kendi kendini yaratan tek varlık insandır. Her nesnenin bir özü, bir varlığı bir de varoluşu vardır. Ona göre yalnız insanda varoluş özden önce gelir. İnsan önce vardır, sonra şöyle ya da böyle olur. Çünkü özünü kendisi yaratır.

(Varoluşculuk – Egzistansiyalizm)   Nietzsche’ye göre insan gücünün bir değeri olacaksa, insan için bir özgürlük ve ahlaktan söz edilebilecekse, soncuzca güce sahip olan bir varlığın var olması gerekir. İnsanın kendisini özgürce yaratabilmesi için Tanrıdan vazgeçmek gerektiğini söyler.

3. Tanrının Varlığının Bilinemeyeceğini Ya da Yokluğunun Bilinemeyeceğini Öne Sürenler:                 Tanrıya ilişkin bilgiye sahip olunamayacağını, dolayısıyla Tanrı’nın var olduğunun da var olmadığının da kanıtlanamayacağını savunan öğretiye felsefe de agnostisizm (bilinemezlik) adı verilir. Tanrının var olduğunun ya da olmadığının ilke olarak bilinemeyeceğini öne süren bir görüştür. Bu görüşü ilk olarak Sofist Protogoras vermiştir.

 Posted by at 11:29